You can dismiss the support request pop up for 4 weeks (28 days) if you want to be reminded again. Or you can dismiss until our next donations drive (typically at the beginning of October). Before you dismiss, please consider making a donation. Thanks!
One Time
$5/month (US)
$10/month (US)
Support II via AmazonSmile Internet Infidels Needs Your Support!
dismiss for   28 days   1 year   info

G i r i s

Din hocalarinin bollugu ile taninan Konya'ya yapmis oldugu gezilerinden birinde Atatürk, yaninda bazi yabanci elçiler bulundugu halde Kent'in görülmege deger yerlerini gezer. Bu arada sarikli bazi hoca'lar kendisinden medrese'leri de ziyaret etmesini isterler. Her ne kadar din adamlarindan pek hoslanmaz olmakla beraber, nezaketsizlik olmasin için teklifi kabul eder. Kendisini, yanindakilerle birlikte, medrese oldugu söylenen bir yere götürürler. Burasi kapisiz, bacasiz bir yerdir. "Hani kapi, nerede? " diye sorar. Kapi yerine demir parmakli bir yeri gösterirler ve : "Medrese'ye köpek girmesin diye parmaklik yaptirdik" derler. Sanki köpeklerin girmesini önlemek için daha akillica yapilacak baska bir sey yokmus gibi!

Demir parmakligin üstünden atlayip, yanindaki yabanci misafirlerle birlikte, içeriye girer. Bir de görür ki basi sarikli bir tabur adam, baslarinda müftü ve Konya'nin tekmil Ulemasi olmak üzere siraya dizilmis, beklemekteler. Hepsine ayni sekilde nezaket gösterir. Onun bu nezaketini firsat bilen müftü efendi, hocalar lehine bazi imtiyazlar koparmak maksadiyle konusmaga girisir. Medrese ögrencilerinin askerlik hizmetinden afv'edilmelerini ister ve: "Efendim, bizim ögrencileri askere aliyorlar, ve askerde bulunan ögrencinin iadesine izin vermiyorlar. Bir kaç def'a hükümete yazdik. Cevap vermediler. Emir buyurunuz (da bu hallere bir son verilsin) ... " der.

Böyle bir konunun yabanci elçiler önünde ele alinip tartisilmasi halinde müftünün ve oradaki diger din mensuplarinin muhtemelen rencide olabileceklerini düsünen Atatürk: "Peki, icabina bakarim" diyerek konusmayi kisa keser. Fakat müftü efendi direnir: "Hayir simdi emir veriniz. Askerlik dairesi baskani Pasamiz buradadir; Vali'miz buradadir" der.

Atatürk yine nezaketini muhafaza ederek: "Nazari dikkate aliriz" der. Fakat müftü efendi: "Efendim simdi karar veriniz" demekte israrlidir. Müftünün bu küstah ve rahatsiz edici tutumuna karsi Atatürk'ün tepkisini kendi agzindan dinleyelim: "O zaman vaziyyeti tetkik ettim. Müftü efendi, hocalarin her kes üzerinde müessir oldugunu ispat için bana hukmediyordu. Gayet yüksek sesle hocalara dedim ki -'Bir sürü asker firarisi toplanmissiniz. Bütün medreselerde sizin gibi insanlarin yekununu toplasak Karahisar (sehrini) istirdat ederdik. Memleketi kurtarmak mi, yoksa sizlerin burada oturmaniza karar kilmak mi? Hangisi daha önemli?- '...".

Kuskusuz ki olay Konya'da büyük tepkiler yaratir, zira din Ulemasi hakarete ugramistir. Ancak ne var ki Konya ahalisi, bu olaydan fevkalade mutlu olmuscasina, Atatürk'e bagliligini bildirir. Bazilari yanina yaklasarak: "Efendim çok tesekkür ederiz, biz hocalara karsi çok itibar ediyorduk. Sebebi de buraya gelen her büyük adam, onlarin elini öpmüstür. Biz de zannediyorduk ki onlarin elini öpmek bir sereftir. Yoksa biz bunlarin ne kadar (kötü) 1 adamlar olduklarini simdi anladik" derler. Söylemeye gerek yoktur ki bu sekilde konusurlarken animsatmak istedikleri sey "Evi baca, köyü hoca yikar" ya da "Ölü evinde yas, imam evinde as" ya da "Allah Haziran'da yilan'dan, Ramazan'da imam'dan korusun" ya da "Oglunu seven hoca'ya, kizini seven koca'ya vermez" seklinde olmak üzere halk dilinde yerlesmis olan tekerlemelerdi.

Atatürk yukardaki olayi 1923 tarihli bir konusmasinda anlatmistir, ve anlatirken de kendi ifadesiyle "Din hocalari'nin bu memlekette ne kadar kiymetsiz olduklarini ve milletin hoca'lardan ne kadar nefret ettigini" kanitlamak istedigini açiklamistir 2 . Düsündügü o olmustur ki Türk halki ve Türk köylüsü, din adamlari sinifindan korkmustur, yilmistir; daha dogrusu korkutulmus ve yüz yillar boyunca hocalara önem verme zorunlugunda tutulmustur.

Bundan dolayidir ki Atatürk, yeni "laik" Türkiye Cumhuriyeti 'nin baskani olarak her firsatta halk'a: "(Din hocalarina) önem verirseniz ve hele onlardan korktugunuzu ihsas ederseniz, gerçekten sizi korkuturlar" diyerek uyarida bulunmaga çalismistir. Din adamlarinin gücü'nün, seriat'i hiç kimseye tartistirmayip din ögretimini kendi tekellerinde tutma ustaliginda yattigini çok iyi bildigi içindir ki, eger bu hükümler açikca elestirilecek ve akil süzgecinden geçirilecek olursa, onlarin sahte saltanatina son verilebilecegini hesap etmistir. Bu nedenledir ki konu'nun gazete, kitab ve sair yollarla ele alinmasini ve tartisilmasini istemistir.

Animsamakta yarar vardir ki Islam tarihi içerisinde insan varliginin haysiyeti ve insanlik sevgisi adina din adamlarina karsi ilk gerçek savasi açan ve halki bu sinifin pençesinden ve sömürüsünden kurtarmaga çalisan tek kisi Atatürk olmustur. Nasil ki Bati dünyasi aydinlari, ve özellikle 1789 Fransiz Ihtilali liderleri ruhban sinifini al-asagi ederek Akil Çagi'ni getirebilmis iseler, Atatürk de bir baska yoldan, fakat tek basina ayni sonucu Türk toplumu için düsünmüstür. Laik Cumhuriyet'i kurdugu andan itibaren din adamlari sinifini artik millete zarar veremez ve daha dogrusu Türk halkini etkileyemez hale sokmak istemistir. Aslinda din adamlarini o, her nerede olurlarsa olsunlar, dünya islerine karistiklari oranda, insanligin felaket kaynagi olarak görmüstür. Bu yüzden din adamlarini sevmez ve sevmedigini açikca söylemekten çekinmezdi. Hele halkta onlara karsi mevcud oldugunu bildigi korkuyu giderebilmek maksadiyle söyle derdi: "Eger (din adamlarina) karsi benim sahsimdan bir sey anlamak isterse niz, derim ki ben sahsen onlarin düsmaniyim. Onlarin menfi istikamette atacaklari bir hatfe (adim), yalniz benim sahsi imanima degil, yalniz benim gayeme degil, o adim benim milletimin hayati ile..., o adim milletimin kalbine havale edilmis zehirli bir hançerdir. Benim ve benimle hem fikir arkadaslarimin yapacagi sey, mutlaka o adimi atani tepelemektir. Sizlere bunun da fevkinde bir söz söyliyeyim: farz-i muhal bunu temin edecek kanunlar olmasa, bunu temin edecek Meclis olmasa, öyle menfi adimlar atanlar karsisinda her kes çekilse ve ben kendi basima yalniz kalsam, yine tepelerim" 3.

Bu konusmayi Atatürk, 1923 yili'nin Subat'inda yapmistir. Bu tarihten az sonra, 16 Mart 1923 günü Adana'da sunu söyler:

"Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz...görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harab eden fenaliklar, hep din kisvesi altindaki küfür ve melanet'ten gelmistir. Onlar (Din adamlari) her türlü hareketi din'le karistirirlar". 4

Bu gayretlerinin sonucu olarak getirdigi laik'lik sistemi, Türk insanini, sarikli hocalarin sahte "rehberliginden" kurtarip akil rehberligine ve böylece fikir ve düsünce özgürlügüne yöneltmistir. Yasadigi dönem boyunca insan beyni'nin, din adami'nin degil fakat akil adami'nin elinde ve seriat egitimiyle degil fakat laik usullerle yogurulmasini saglamistir. Bu sayededir ki Türkiye'yi diger bütün müslüman ülkeler içerisinde en çagdas, en ileri, en uygar duruma sokacak bir kusak yaratmistir.

Ancak ne var ki kendini aydin sanan bizler, Atatürk'ün yerlestirdigi bu güzel ilke'yi bilmezlikten gelmis, ve din adami'nin karsisina akilci usullerle dikilme gelenegini sürdürememisizdir. Sürdürmek söyle dursun ve fakat onun ölümünden az sonra hortlamaya baslayan ve giderek yogunlasan seriat saldirganliklarina aldirmamis ve daha dogrusu bu saldirganliklar karsisinda susmus oturmusuzdur. Bu susmuslugumuz bugün artik Türkiye'yi Hümeyni özlemindeki din adamlarinin pençesine terketmistir. Oy pesinde kosan siyasetçilerimiz ise, biz aydinlarin bu ihanetimizi, sirf kendi hasis çikarlari ugruna, biraz daha pekistirircesine kendilerine rehber edinmislerdir. Öylesine ki, kisilerin günlük yasamlarinin düzenlenmesini din adami'nin çag disi zihniyetine terketmek bir yana ve fakat Devlet çarkinin isleyisini, örnegin halktan vergi toplanmasi ya da doga'nin korunmasi ve çevre kirliliginin önlenmesi islerini bile, cami'lerde va'az verecek imamlarin ustaligina birakmislardir. Örnegin 1991 yili Mart ayinda T.C. Maliye ve Gümrük Bakanligi, vergi konusunda en iyi vaaz'da bulunacak olan imam'a on milyon liralik ödül verilecegini ilan etmistir. 1994 yilinin Aralik ayinda bir Bakan Türkiye'nin her kösesine yayilan imamlardan çevre bilincinin olusturulmasi için yararlanilacagini bildirmistir 5.

Öte yandan seçim basarisi umudlari da din adamlarinin tarafgir davranislarina dayatilmistir. Örnegin 1991 yili seçimlerinde "köktenci" bir partinin Kayseri'den yedi milletvekili çikarmasini, imamlarin bu parti lehine propaganda yapmasi nedeninde arayan bir parti Il Baskani söyle diyor: "Valilige dilekçe verip sikayette bulunduk. Devlet memurlari, özellikle imamlar Refah Partisi için yogun propaganda yapti. Seçim günü bile, sandiga giden seçmenleri etkilediler." 6

Ne hazin bir tecellidir ki 1945'lerden itibaren Demokrat Parti'nin pesine takilarak din adaminin gölgesine siginmis olan siyasiler dahi bugün artik din adamindan medet ummanin, sadece ülke bakimindan degil fakat kendi öz çikarlari bakimindan, nasil bir felaket yaratacagini anlamaga baslamislardir. Kendilerine taraftar görünen din adamlarinin, nasil bir kaypaklikla muhalif partilere destek olabileceklerini görür olmuslardir.

Eger bu gidisi durdurucu yollari aramaz, ve saplandigimiz atalet ve umursamazliktan siyrilip halki din adaminin tasallutundan kurtaramazsak ve eger politikacilarimizi, bilgisizlikten ve hele o igrenç bencilliklerinden uzaklastiramazsak, Iran modeli "teokrasi" felaketine hazirlanmamiz, ya da daha büyük bir ihtimal ile, miad'ini doldurmus milletler kafilesine katilip yok olmamiz muhakkaktir. Din hocalarinin, ya da din kuruluslari'nin tüm yasantilarimiza baski yaratmalarina ve çagdas deger ölçülerimize meydan okumalarina, ve çagdisi zihniyet ve verilerle toplumu yogurmalarina ve kisacasi memlekete sahip çikmalarina biraz daha göz yumacak olursak her sey bitmis demektir.

Biz aydinlara düsen sey, din adami'nin ve genellikle seriatci'nin kara zihniyetine karsi cesaretle dikilmek, "seriat emridir" diye halkin beynine yerlestirdikleri her seyi akil ölçeginden geçirip elestirmek, halki özgür düsünce'nin ve akilciligin nimetlerine eristirmek, böylece sarikli hoca'larin (özellikle "Doçent", "Profesör" unvanli "Üniversite molla'larinin" 7) saltanat heveslerine son vermek ve daha dogrusu Atatürk'ün vaktiyle söylediklerini ve hele:"(Din hocalarina) önem verirseniz ve hele onlardan korktugunuzu ihsas ederseniz, gerçekten sizi korkuturlar" seklindeki sözlerini izlemektir.

 

Top